Sic transit gloria mundi

My name is Ozymandias, king of kings: Look on my works, ye Mighty, and despair! Percy Bysshe Shelley

Bizans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bizans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ocak 2011 Pazartesi

Nika Ayaklanması

Bizans İmparatorluğu'nun en parlak dönemlerinden (belki de en parlağı) olarak tarif edilen İmparator I. Iustinianus, nam-ı diğer Jüstinyen'in devri, aslında hiç de parlak bir biçimde başlamamıştı. Hatta onun zamanında kalan en önemli eserler - Ayasofya da dahil - başkent Konstantinopolis'in o zamana kadar başından geçen en büyük felaketin külleri üzerine yükselmişti. Bu felaketin adı, bundan 1479 yıl önce patlayan Nika Ayaklanması'ydı (nika=zafer).
Jüstinyen'in imparator olduğu Erken Bizans devrinde, günümüzdeki futbol takımlarının insanlar üzerindeki nüfuzunun bir benzeri, at yarışlarında yarışan takımlar için geçerliydi. O sırada dört takım vardı: Maviler, Yeşiller, Beyazlar ve Kırmızılar. Beyazlar ve Kırmızılar'ın aksine, Maviler ve Yeşiller'in aynı zamanda siyasi güçleri de bulunuyordu. Bu sokak çeteleriyle siyasi parti arası gruplar, özellikle 5. ve 6. yy'da İmparatorluğu yoğun olarak etkisi altına alan teolojik sorunlardan, tahta kimin geçeceğine kadar pek çok konuda zaman zaman etkinlik gösterebiliyorlardı. Hatta bu gruplar o kadar güçlülerdi ki, şehirde güvenliği sağlamakla görevli muhafız ve benzeri teşkilatlanma mutlaka işbirliği yapmak mecburiyetindelerdi. Takımlar, asil ailelerin destekleriyle ayakta duruyorlardı ve bunların bir kısmı, Makedonya kökenli ve bir Maviler taraftarı olan Jüstinyen'den daha fazla tahtı hak ettiklerini düşünüyorlardı.
Zaman zaman ufak tefek olaylar çıkıyordu elbet, bugünkü futbol holiganlığından çok da farklı değildi durum. Ancak her şey 531'de, Maviler ve Yeşiller'e üye birkaç kişinin, önceden çıkmış bazı olaylarda bazı kişilerin öldürülmesinden dolayı suçlu bulunup ölüm cezasına çarptırılmasıyla başladı. Katillerin bir kısmı asıldı, ancak bir Yeşiller ve bir Maviler taraftarı 10 Ocak 532'de bir kiliseye sığındılar ve pek çok taraftar kilisenin çevresini, içerdekileri korumak için adeta etten duvar ördü. Ancak sorun gittikçe büyüyordu ve Jüstinyen çok kritik bir noktada bulunuyordu, çünkü bir yandan İmparatorluk genelinde yüksek vergilerden şikayetçi bir halk varken, diğer yandan İran’daki Sassani İmparatorluğu’yla uzun süren savaşların ardından barış için pazarlıklar yapılmaktaydı. İmparatorluğun kalbindeki büyük bir ayaklanma pek çok çabayı mahvedebilirdi. Krizi yatıştırabilmek için Jüstinyen 13 Ocak 532’de bir at yarışı düzenleneceğini ilân etmiş, koruma altındaki iki kişinin de suçlarının ömür boyu hapse çevrileceğinin garantisini vermişti. Kızgın kalabalık tamamen affını istemeye devam etti.
13 Ocak sabahı başlayan yarışlar sırasında başlangıçta İmparator’a sözlü saldırılar oldu, ancak akşama doğru işler çığrından çıktı. Kathisma adlı yapıyla Hipodrom’daki İmparator locası Saray’a bağlanıyordu. Jüstinyen Kathisma’yı kullanarak Saray’a kaçtı ve beş gün boyunca adeta kuşatma altında kaldı.
Şehri terk etmeye hazırlanırken, karısı İmparatoriçe Theodora kendisini şehri terk etmemek konusunda ikna etti: “Tacı bir kere takmış olanlar, asla onu kaybettikten sonra hayatta kalmamalıdırlar. Ben İmparatoriçe olarak selamlanmadığım bir günü asla görmeyeceğim. Hem mordan (mor imparatorluk rengidir) çok iyi kefen olur.”
İçerde tüm bunlar olurken, şehir karmakarışıktı. Yüzlerce insan ölmüş, şehirde yangınlar çıkmıştı. Büyük ihtimalle ayaklanmış grupların kontrolünü de elinde bulunduran bazı senatörler bu fırsatı kullanarak Jüstinyen’i devirip, yerine amcasından önce imparator olmuş olan Anastasius’un yeğeni Hypatius’u imparator ilân ettiler. Ayrıca Roma Hukuku’nun temelini oluşturan hukuk derlemesi Corpus Iuris Civilis’i hazırlayan ekibin başındaki quaestor Tribonian’la Jüstinyen’in sağ kolu ve yüksek vergilerden sorumlu tutulan Kapadokyalı John (Ioannis Orientalis)’un azad edilmesini talep etmeye başladılar. Jüstinyen için bunlar kabul edilemezdi.
Kendini toplayan Jüstinyen, aynı zamanda popüler bir kişilik olan kâhyası Narses’le generalleri Belisarius ve Mundus’u içine alan bir plan yaptı. Bunun sonucunda Narses elinde bir kese altınla Hipodrom’u işgal etmiş olan Maviler ve Yeşiller’den Maviler’in yanına giderek liderlerine parayı verir ve İmparator’un bir Maviler taraftarı olduğunu, Yeşiller’in tarafı olan Hypatius’unsa İmparator ilân edildiğini söyler. Kısa bir süre sonra Maviler Hypatius taç giyerken Hipodrom’u boşaltırlar. Yeşiller neye uğradıklarını anlayamadan Belisarius ve Mundus askerleriyle Hipodrom’a dalarak içerdeki yaklaşık 30,000 kişiyi katlederler. Aslen imparator olmak niyetinde en başından beri olmayan Hypatius, Jüstinyen’in istememesine karşın Theodora’nın baskısıyla idam edilir. Olayları destekleyen senatörlerse sürgüne gönderilirler. Ayaklanma kanlı bir şekilde bastırıldığında, onbinlerce kişi ölmüş, şehrin neredeyse yarısı yanmıştı, yerle bir edilmişti. O sırada yaklaşık 100 yıllık bir yapı olan Ayasofya da yok olan binalar arasındaydı.
Nika Ayaklanması bastırıldıktan sonra şehrin yeniden inşasına girişen Jüstinyen, Roma hukuku külliyatını da bir hayli kısa sürede tamamlamış ve her ne kadar başka büyük talihsizlikler ileride yaşanacak olsa da, İmparatorluğunun parlak devirlerinden birini yaşatabilmeyi başarmıştır. Diğer yandan, ‘Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır’ sözünün canlı bir örneği de olmuştur Theodora ve Jüstinyen. Zira Theodora İmparatoru ikna etmiş olmasaydı ve şehri terk etseydi, çok farklı bir tarihle karşı karşıya olacaktık kuşkusuz.

19 Eylül 2010 Pazar

Tarih Siteleri I: Byzantium1200

Tarihle teknoloji bir arada çalışırsa ne olur? Doğrusunu söylemek gerekirse, muhteşem sonuçlar ortaya çıkıyor zaman zaman. Bunlardan biri, en az on yıldır yürütüldüğünü bildiğim son derece büyük ve önemli bir proje olan Byzantium1200...

Byzantium1200, İstanbul'un Bizans İmparatorluğu'nun başkenti olduğu sıradaki halinin çok ayrıntılı bir üç boyutlu rekonstrüksyonu projesidir. Hazırlayana ekibin internet sayfası yıllar içinde saldırıya uğrayıp kapanmış olmasına rağmen, en son 2003'te şu anki adresinde faaliyet göstermektedir. An itibarıyla sitede 66 anıtın üç boyutlu çizimleri dışında, eksik parçaları olmakla birlikte şehrin de bir üç boyutlu modeli bulunmakta, bunun dışında özellikle Sultanahmet Meydanı'nda bir zamanlar bulunan Hipodrom'la ilgili çalışmalar özel bir sayfada sunulmaktadır. Çeşitli sergilerle bu çalışmalar tanıtılmış, hatta çalışmalarla ilgili bir kitap hazırlanmış ve piyasaya sürülmüş bulunmaktadır. İngilizce olan siteye yukarıdaki linkten girilerek kitabı sipariş etmek mümkündür.

Anıtlar arasında Hipodrom dışında, İmparator I. Jüstinyen'den önceki hali ve 565'te çöken kubbeli hali de olmak üzere, Ayasofya'nın kilise olduğu dönemdeki biçimi, Aya İrini, İmparatorların sarayı Büyük Saray, bugün Fatih Camii'nin bulunduğu yerde bir zamanlar yükselen ve İmparator Konstantin ve Jüstinyen'inkiler de dahil pek çok imparator ve imparatoriçenin mezarının bulunduğu Havariyun Kilisesi, Çemberlitaş'ın ortasında durduğu Konstantin Forumu (bkz. resim), Beyazıt Meydanı'nın o dönemdeki hâli olan Theodosius Forumu, şehir surları gibi pek çok önemli yapı bulunmaktadır.

Çok kapsamlı olmanın yanında, İstanbul'un Bizans devrindeki yapılarıyla bu büyüklük ve nitelikteki ilk ve kesinlikle en başarılı çalışma olduğu açık. Kendilerini tebrik ediyor ve başarılarının devamını diliyoruz.

26 Ağustos 2010 Perşembe

Malazgirt'te Bizans

Bugün 26 Ağustos... Türk tarafının Kurtuluş Savaşı, Yunan tarafının Küçük Asya Felaketi dediği Türk-Yunan Savaşı'nın en önemli askeri olaylarından Büyük Taaruz'un başladığı gün bugün. Askeri dehası sayesinde Mustafa Kemal Paşa'nın planı başarılı olmuştu: Ordunun büyük bir bölümünü gizlice güneye kaydırmış, fakat kuzeyde kalan küçük bir bölümü de, sanki ordu hâlâ ordaymış hissi verecek şekilde manevralar yapma emri vermişti. Sürpriz bir saldırıyla başlayan çarpışmalar, birkaç gün içinde - 30 Ağustos'ta - zaferle sonuçlanacak, 9 Eylül'de de TBMM ordusu İzmir'e girerek Yunan birliklerini Anadolu topraklarından çıkaracaktı...

Ancak bu planın en kritik noktası olan baskının başarıya ulaşmış olmasının nedenlerinden biri de, tarihin seçimiydi. Böyle bir taaruza kalkışabilineceği Yunan ordusu tarafından hiç tahmin edilmemişti. Mustafa Kemal Paşa ise, tarihteki bir başka önemli savaşın tarihinden yola çıkarak 26 Ağustos'u belirlemişti. Eğer Yunan ordusu, bu tarihte çok daha dikkatli olsaydı, belki de Büyük Taaruz başarıya ulaşamayacaktı. O diğer savaş ise Anadolu'ya gelmekte olan Selçuklu ordusuyla, Anadolu'yu elinde tutmaya çalışan Bizans ordusu arasındaki 26 Ağustos 1071'de yapılan Malazgirt Savaşı'ydı.

Az çok biliriz tarih derslerinden: Selçuklular Anadolu'nun kapılarına dayanmaya başlar, sonunda ordular karşılaşır, devrin Bizans İmparatoru Romanos IV Diogenes'in ordusuyla Alparslan'ınki çarpışır ve Bizans ordusu kaybeder. Mağlup imparatora Alparslan iyi davranır ve yüksek bir fidyeyle evine geri yollar. Döndükten sonra da Romanos tahttan indilir; kısa bir süre sonra da ölür. Savaştan sonraki 25 yıl içinde Türkler İznik'e kadar gelirler, hatta onu başkent yaparlar ve Haçlı Seferleri'nin başlamasına neden olurlar...

Peki tüm bu olan biten basitçe iki ordu çarpışması sonucu birinin yenilmesinden mi ibaretti yani? Bizans o kadar acınacak bir devlet miydi ki gelip 25 yılda ufak tefek çarpışmalarla bu kadar şey kaybedebildi?

Ayasofya'yı yapan Bizans büyük bir devletti, kuşkusuz; ama bu büyüklüğünü Selçuklular gelene kadar kaybetmişti. Bunun ilk sebebi, daha Roma devrinden başlayan, 600 yıl süren ve son 250 yılında İran'da Sasani iktidarı sırasında iyice kızışan ve sertleşen Roma-İran Savaşları'ydı. O kadar ki, her iki imparatorluk da birbirinin başkentini bile kuşatabilmiş, fakat alamamıştı; yenişemiyorlardı bir türlü. Bu da tarafların çok ciddi olarak yıpranmasına neden olmuştu. Bu savaşlar, İmparatorluğun başına büyük dertler açacak ikinci sorunun Sasanileri ortadan kaldırmana kadar devam etti. O ikinci dert de İslamiyet'le Ortadoğu'da etkinlik kazanmaya başlayan Araplar'dı.

İslam İmparatorluğu, Bizans'a doğuda en ağır darbeyi vuran etken oldu. Hilafet orduları Suriye, Filistin, Mısır, Libya, Tunus'u alarak Fas'a kadar ilerlemiş ve İspanya'ya çıkmıştı. Bizans, son derece önemli gelir ve yiyecek kaynağı olan bu eyaletlerinin kaybını bir daha asla telafi edemedi.

İslam İmparatorluğu kadar, Kuzeyden gelerek başına bela olan Slavlar ve özellikle Bulgarlar'ın Balkanlar'da yaptıkları yıkım da yıpratmıştı Bizans'ı. İtalya'daki etkinliğini sarsan Frank ve Lombardlar gibi barbarlar dışında, dini ve siyasi iç çatışmaları - taht mücadeleri ve ikonoklazm (ikon kırıcılık) gibi - de devleti oldukça yıpratmıştı.

İşte Türkler, Anadolu'ya geldikleri sırada karşılarında eski ihtişamının gölgesindeki bir hayli yıpranmış haldeki Bizans'la karşılaştı. İmparator Romanos IV Diogenes karmaşık bir dönemde, kurulu bir hanedanın olmadığı bir anda, evlilikle bir şekilde tahta çıkmayı başarmıştı. Ordusunun çoğunluğunu da paralı askerler oluşturuyordu. Zaten o yüzden yenilip evine döndüğünde, İstanbul'da güçlü olan Doukas ailesi tarafından tahttan indirilerek gözleri oyulmuş ve kısa bir süre sonra da Kınalıada'da ölmüştü ve o yüzden ordusu onu savaşın ortasında terk etmişti. Kısacası Selçuklular iyi savaşmış olabilirler; ama doğru yerde doğru zamanda oldukları için başarılı oldular biraz da.