Sic transit gloria mundi

My name is Ozymandias, king of kings: Look on my works, ye Mighty, and despair! Percy Bysshe Shelley

Eski Yunan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eski Yunan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Şubat 2011 Pazar

Yedi Harika IV: Zeus Heykeli

Olympia... Olimpiyat Oyunları'nın yapıldığı, büyük Zeus'un en önemli tapınağının bulunduğu yer. Ve burası ününü sadece Olimpiyat ve birtakım mabetlere değil, Eski Yunan kültürünün belki de en önemli heykeline de ev sahipliği yapmasına borçlu: Heykeltraş Phidias'ın yapmış olduğu ve Zeus Heykeli'ne.

Günümüzde hiçbir izi kalmamış olan heykel, Zeus'un tahtında oturur bir biçimde göstermekteydi. 12 metre uzunluğundaki heykelin sol tarafında yerde bir kartal bulunuyordu; Zeus'un sol elinde bir asa, sağ elinde ise Zafer Tanrıçası Nike bulunmaktaydı. Tahtı sedr ağacından, heykelin kendisi ise altın, fildişi ve abanozdan yapılmıştı. Yunan tarihçi ve coğrafyacı Strabo, heykeli tarif ederken, "eğer tanrı ayağa kalksa, tapınağın çatısını yıkabilir" demişti. Phidias'a heykeli nerden esinlenerek yaptığı sorulduğunda, Homeros'un Ilyada'sındaki bir tarifin bu konuda kendisini etkilediğini söylemiş.

Roma İmparatoru Caligula'nın heykelin kafasının kendi kafasıyla değiştirilmesi için Roma'ya getirtmeye kalkışmış, ancak M.S. 41'de öldürülmesiyle bu gerçekleşmemiştir.

Zeus'un bu muhteşem heykelinin sonunun ne olduğuyla ilgili birtakım iddialar vardır. İmparator Theodosius'un emriyle tüm pagan tapınakların kapatılmasının ardından Olympia'daki Zeus tapınağı da kendi haline terkedilmişti. İşte ilk iddia da, bundan sonra M.S. 425'te meydana gelen bir yangın sırasında yok olduğudur.

İkinci bir iddiaya göre de heykelin, II. Theodosius zamanında İstanbul'daki İmparatorluk Sarayı'nda görev yapmış İmparator'un Teşrifatçısı Lausos'un kendi koleksiyonu için İstanbul'a getirtmesiyle ilgilidir. Roma'nın Hıristiyanlık dışındaki dinleri yasaklayıp pagan tapınakların kapatılmasıyla birlikte, heykelleri oluşturanlar da dahil tapınaklardaki değerli malzemeler sökülmüştü. Zeus'un Olympia'daki heykeli de bundan nasibini almıştı tabii. O nedenle de, kala kala sadece bir iskelet kalmıştı geriye. İşte ikinci iddia da, Lausos'un İstanbul'daki Hipodrom'la Binbirdirek Sarnıcı arasında bulunan evine - ki sarayı demek daha doğru aslında - getirtmiş olduğu bu 'iskelet'in, M.S. 475'te şehrin merkezini yok eden bir yangın sırasında, heykel koleksiyonunun geri kalanıyla beraber tamamen yok olduğudur.

Heykelin yapıldığı yerle ilgili olarak, M.S. 2. Yüzyıl'da yaşamış tarihçi-gezgin Pausanias, Phidias'ın Olympia'da bir atölyesinin olduğunu ve heykelin de burada yapıldığını kaydetmiştir. 1950'lerde Olympia'da yapılan kazılar sırasında, Phidias'ın atölyesi bulunmuştur. Atölyede birtakım aletler, toprak kalıplar yanında üzerinde 'Ben Phidias'a aitim' yazan bir kap da bulunmuştur.

6 Şubat 2011 Pazar

Tarih Siteleri III: AncientAthens3D

Ancient Athens 3D, adından da anlaşılabileceği gibi Yunanistan'ın başkenti Atina'daki birtakım anıtların üç boyutlu rekonstrüksyonlarının bulunduğu bir çalışma. Dimitris Tsalkanis tarafından hazırlanan site, İngilizce ve Yunanca yayınlanmakta. Özellikle Atina Akropolü'nün ve çevresindeki yapıların üzerinde yoğunlaşan sitede, daha önce bahsetmiş olduğum Byzantium1200 ve Persepolis3D'nin aksine, tek bir dönemden ziyade, yapıların pek çok farklı dönemdeki hallerini göstermesi bakımından farklı ve özel olduğunu düşünüyorum. Örneğin, Akropol'ün Tunç Çağı'nın çökmesinden önceki Miken Uygarlığı'nın bir parçası olan hali ile, Perslerin şehri M.Ö. 480'den önce yağmalamasından önceki ve Pericles'in projelerinden sonraki durumu, hatta bir Venedik şehri olarak Atina ve Akropolü'nü görmek mümkün.

Atina dışında, sitede ayrıca Atina'ya yaklaşık 70 km uzaklıkta bulunan ve Poseidon'a adanmış büyük bir tapınağın kalıntılarının bulunduğu Sounion'daki birtakım yapıların da rekonstrüksyonu yapılıp konmuş. Yapıların çizimlerinin yanında, Atina ve Sounion'un ve yapıların tarihi hakkında bilgi almak da mümkün.

Üç senelik olan Ancient Athens 3D, konusu itibarıyla son derece ilginç bir site. Genelde internette yapacağınız araştırmaların çoğunda Atina Akropolü'nün Hellenistik devirdeki hâliyle karşılaşırsınız. Ama burada, anıtların gelişim ve değişimini de görülebilmesi, burayı özel kılıyor. Miken devri Atinası'ndan (M.Ö. 1600), şehrin 1458'de Türklerin eline geçene kadarki sürecini konu alan sitenin umarım bir gün Osmanlı yönetimindeki hâlinin de çizilip konduğunu görürüz. Parthenon'un kilise hali kadar cami halinin de ilginç olduğunu düşünüyorum doğruyu söylemek gerekirse.

23 Ocak 2011 Pazar

Yedi Harika III: Artemision

Yedi harika turunun üçüncü durağı Efes'teyiz. Tarihi İyonya'nın en önemli ticaret kentlerinden biri olan Efes, aslen hayli eski bir kent. Çok daha önce Abasa adında Hititler!in Ahhiyawa dedikleri batı Anadolu'da kurulmuş bir kenttir (yaklaşık M.Ö. 1500'ler). Ancak bir İyonya kenti olan ve bildiğimiz Efes olmaya başlaması, Ege Göçleri ve Tunç Çağı'nın Çöküşü olarak bilinen karanlık çağda olmuş. O nedenle mitolojik pek çok kuruluş öyküsü bulunmakta: Herodot, şehrin Amazon Kraliçesi Efos tarafından kurulduğunu söyler. Bir başka efsaneye göre, Atinalı bir prens olan Androklos tarafından kurulduğu söylenir. Bu prens, aynı zamanda 12 şehir devletinden oluşan İyon Birliği'ni de kuran kişi olacaktır. Her nasıl kurulduysa, Efes M.Ö. 660'ta Kimmerler Anadolu'yu tarumar ederken ve Frigler'i yok ederken Efes'i ve tabii o sırada orada bulunan Artemis'e adanmış mabeti de atlamamışlardı. Ancak bu mabet, dünya harikası olan ve Artemision adıyla da anılan tapınak değildi.

Efesli Artemis, Yunanistan'daki Artemis ve Roma'daki Diana'dan biraz daha farklıydı. Eski Yunan ve Eski Roma'da Artemis bir Ay ve Avlanma Tanrıçası iken, Efes'te aynı zamanda Bereket Tanrıçası'ydı da, o da Anadolu kökenli olan Kibele ile bir şekilde bağlantı kurulmasından kaynaklanıyordu. Yunanistan ve Roma'daki figüründen de farklı olarak, bereketi de simgeleyecek şekilde Tapınak'taki heykelinde pek çok göğsü olan bir kadın formundaydı.

Lidya kralı Krezüs, Giritli mimar Chersiphron'a M.Ö. 550'de Artemis için muhteşem bir tapınak tasarlama emrini vermişti. Tasarlanan yapının tamamlanması aşağı yukarı 120 yıl sürdü. Bir tapınak olmanın yanında Artemision aynı zamanda ticari bir merkezdi. Onlarca mermer sütunu, değerli madenlerle kaplı süslemeleri, taş işçiliği ve ihtişamıyla göz kamaştıran bir yapı olduğuna şüphe yok.

Ancak bu ilk Artemision, M.Ö. 21 Temmuz 356'da Herostratus adındaki genç bir adam tarafından - tarihe geçme amacıyla - ateşe verilerek yok edildi. Efes'i yöneten Konsey, bu 'deli'nin idamına karar verdiği gibi, her türlü kayıttan isminin çıkartılmasına ve isminin bir daha kimsece anılmamasına ya da kimseye verilmemesine karar verdi. Aksini yapanların cezası ölüm olacaktı (Roma'da çok sık rastlanan bu cezaya damnatio memoriae, yani hatıranın lanetlenmesi denir). Büyük İskender'in doğduğu gece tapınağın yanması, sonradan İskender'in kendisini tanrılaştırması yönündeki çabaları çerçevesinde, Tanrıça'nın İskender'in doğumunu izlediği için tapınağıyla ilgilenemediği efsanesini yarattı.

Nihayetinde inşasına başlanan ikinci Artemision, İskender'in ölümünden sonra tamamlandı. Bu tapınağın inşasına yardım teklifinde bulunan İskender, bu yardımı tapınakta kendisine de adanmasını, isminin yazılmasını isteyince, Efesliler İskender'i kızdırmadan reddetmenin yolunu, ona "Bir tanrının bir başka tanrının tapınağının inşasına karışamayacağını" söylemekte buldular. Bu yeni yapı da Gotların saldırılarıyla harabeye çevrildi ve ardından restore edildi. Roma İmparatoru Theodosius tarafından 391'de tüm pagan tapınaklarla birlikte, Artemision da kapatıldı. Devrin İstanbul Patriği Aziz Johannes Chrysostomos tarafından dolduruşa getirilen bir grup tarafından 401'de yerlebir edildi. Günümüzde tapınaktan geriye birtakım parçalar kalmış bulunmakta... Bununla beraber, son yıllarda Artemision'u yeniden inşa etmek için birtakım girişimler de yok değil...

19 Ağustos 2010 Perşembe

İlkçağın Yedi Harikası

Sidonlu Antipater'in bundan yaklaşık 2250 yıl önce hazırladığı bir listedir Antik Çağın Yedi Harikası. Ve bu liste, Büyük İskender'in kısa ömründe dünyanın öbür ucuna gitmek suretiyle kurduğu imparatorluğu içindeki 'mutlaka görülmesi gereken' yerleri ifade eden bir turistik listeden başka bir şey değildir aslında. Evet, ilkçağda da insanlar - günümüzdeki kadar olmasa da - turistik geziler yapmakta, dünyayı bir şekilde dolaşmaktalardı. Turizm o dönemde de bir gelir kaynağıydı. Gerçi o kadar güvenli değildi belki bu kadar yeri gezmek; zaten o yüzden pek azdı hepsini birden görme şansını yakalayanlar... ancak yine de, Antipater yaptığı bu listeyle hem dönemini, hem de kendinden sonra gelenleri etkilemeyi, cezbetmeyi, onlara ilham kaynağı olmayı başardı şüphesiz. Değil mi ama, insanlar bu listeden etkilenip 'Yeni Yedi Harika'yı seçmek için kampanyalar düzenlediler, yarışmalar yaptılar... Ayasofya girsin diye az mı uğraştık o modern listeye... Antipater'in 7'lik listesi sebebiyle oldu bütün bunlar.

Peki neydi bu yedi yapı? Neden bu yedi yapıydı ve neden yedi taneler?

Cevaplamaya sondan başlayalım: 7 taneler, çünkü Eski Yunanlılar - ki Helen demek daha doğru, Antipater'in memleketi Sidon, bugün Lübnan'da bulunan Sayda kentinden başkası değildir ve eski bir Finike kolonisidir, yani Yunan değildir ama kültürel olarak Yunan'dan etkilenmiştir - bu sayıyı kutsal saymaktaydılar. Gerçi tek bu sayıyı kutsallık katanlar Yunanlılar değildir; Roma'nın ve sonradan İstanbul'un yedi tepeliliği, Museviler'in kutsal şamdanları Menorah'ın iki türünden birinin yedi kollu oluşu (diğeri dokuz kolludur), haftanın gün sayısının yedi olması, en azından bir dönem Kâbe'nin ortasında bulunduğu Mescid-i Haram'ın yedi minareli olması, Roma Krallığı'nın yedi kralının olması, Yedi Büyük Günah, hatta belki de kart oyunundaki pis yedili lafı bile yediye insanoğlunun yakıştırmasıdır. Kıssadan hisse, yedinin sebebi budur.

Peki bunlar nelerdi? İşte liste:
  1. Büyük Piramit, Gize, Mısır (M.Ö. 2560)
  2. Asma Bahçeler, Babil, Irak (M.Ö. 600)
  3. Artemis Tapınağı, Efes, Türkiye (M.Ö. 550)
  4. Zeus Heykeli, Olympia, Yunanistan (M.Ö. 432)
  5. Mausollos'un Mezarı, Halikarnas, Türkiye (M.Ö. 351)
  6. Rodos Heykeli, Rodos, Yunanistan (M.Ö. 292-280)
  7. İskenderiye Feneri, İskenderiye, Mısır (M.Ö. 280)
Aşağıdaki haritada söz konusu yapılar işaretli noktalarda bulunmaktalardı.
Gelelim bu yedi yapı olmasının sebebine: Şüphesiz, ilkçağ bir sürü değerli, güzel, gösterişli, ihtişamlı, insanları gördüklerinde büyüleyen, hatta şaşırtan yapılara, eserlere sahipti. Ancak anlaşılan Antipater, İskender'in imparatorluğu sınırları içinde - yani Helen dünyasında kalmak şartıyla, kendi dönemindeki en ihtişamlı ve değerli yedi yapıyı seçmiş olsa gerek. Bunların beş tanesi İskender öldükten sonra yapılmış/tamamlanmış eserlerdi. Geri kalanıysa Helen kültüründen bir şekilde etkilenmiş yapılardı.

Evet, işte böyle. Her birini tek tek yazacağız elbet. Hepsinin anlatacağı çok şey var. Ama şimdilik bu kadar.

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Parşömen

İnsanoğlu var olduğundan beri, kalıcı olmak, bir iz bırakmak ya da kendisini ifade etmek için çok çaba sarfetmiş. Yeri gelmiş, yaşadığı mağranın duvarlarını boyamış, avını ve avlanışını, günlük yaşamını resmetmiş; ilk büyük toplumlar oluşunca bunu daha ayrıntılı, özenli, gelişmiş ve hatta gösterişli biçimiyle, örneğin Eski Mısır’da olduğu gibi tapınaklarının, saraylarının, mezarlarının duvarlarını süslemişler... “Hafıza-i beşer, nisyan ile malûldür”; yani “insan hafızası unutkanlık hastası” olduğu için de, toplumlar geliştikçe bir şeyleri kaydetmek daha da zorunlu hale gelmiş. Daha kolay, rahat ve elde taşınabilecek nitelikte kayıt tutulabilmesi için, Mezopotamya’dakiler kil tabletleri kullanırken, Mısır’da insanlar papirüs bitkisinden elde ettikleri ve aynı adla anılan kağıdımsıyı icat etmişler. Ancak günümüzde az da olsa kullanılan bu yöntemlerden bir tanesi, bu topraklar vasıtasıyla yaygınlaştırılmış olduğu gibi, sözkonusu devlet ve şehir de o kağıda adını vermiş: Parşömen.

Hikayeye göre parşömen, Mısır Firavunu V. Ptolemy Epiphanes ya da VI. Ptolemy Philometor, hem İskenderiye Kütüphanesi’nin ihtişamının geçilmesini engellemek için, hem de Nil’de aşırı hasat sonucu papirüs bitkisinin neredeyse bölgede tükenme noktasına gelmesi nedeniyle papirüsün ihracatını durdurmuş. Kağıt ihtiyacını karşılamakta zorlanan ve Antik Çağı’n en büyük kütüphanelerinden biri olan Bergama Kütüphanesi’ni büyütmek isteyen Bergama Kralı II. Eumenes, papirüsün yerini alabilecek bir şeyi kendisine getireni çok cömertçe ödüllendireceğini ilân etmiş. Kütüphanenin müdürü Krates de oğlak derilerini birtakım işlemlerden geçirerek üstüne yazılabilir hale getirip krala vermiş. Bu yöntemle üretilen kağıt, (aslen daha önceden kullanılıyor olmasına rağmen) Bergama üzerinden dünyaya yayılmış. Adını da, Bergama Kağıdı’nın latincesi olan Charta Pergamena’dan almış. Avrupa’da Gutenberg’e kadar yoğun olarak kullanılmaya devam etmiş.



Peki nedir bu parşömen?

Parşömen, hayvan derisinden yapılan bir çeşit kağıttır. Koyun, keçi gibi hayvanların yanında, tavşan, sincap derilerinden de parşömen üretmek mümkündür. Yüzülen deri kireçte bekletilerek kıllardan ayrıldıktan sonra, gerilerek yağ ve et dokusundan kurtulunur. Sonra da çeşitli malzemelerle zımparalanır. Bu işlem tekrar edilerek daha kaliteli parşömen üretmek de mümkündür.



Her iki yüzüne de yazılabilirliği, papirüs de dahil diğer yazı araçlarına nazaran çok daha dayanıklı olması, her hayvandan üretilebilmesi gibi nedenlerle son derece başarılı bir kağıt türüdür. Günümüzde eski kullanımından yoksun olmakla birlikte, hâlâ üretimi gerçekleştirlimekte olan parşömenin en kalitelisi buzağı derisinden yapılır. Bergama kentinde hem turizme katkıda bulunması, hem de bu zanaatin kaybolmaması için parşömen üretilmesi yönünde çalışmalar sürdürülmekteydi yanlış hatırlamıyorsam...